
İtalya’da 1922 ile 1945 yılları arasında diktatörlük ile yönetilen, milliyetçiliğin ve korporatizm’in yüceltilmesine dayalı olan rejim.
Faşizm terimi sosyalizmin ve demokratik eşitçiliğin aynı anda ve kesin reddiyle biçimlendirilmiş siyasal bir sistem için kullanılır. Bu sistemde siyasal, iktisadi ve toplumsal yaşamın tüm kesimleri merkezi ve hiyerarşik biçimde örgütlenmiş devlet otoritesi altında katı kurallara bağlanmıştır. Devlet, iletişim araçları tekeline sahiptir ve milliyetçi duyguları coşturmak için düzenli biçimde törenler düzenler. Kişi özgürlüğü de, topluluk adına sıkıca denetlenir; bu amaçla, özellikle emekçiler, ataerkil otoriter bir aile modeli yüceltilir, mesleki ve özel yaşamın her düzeyinde polis denetimi uygulanır.
Faşizmin çok sayıda değişik görünümü vardır. Devletin totaliter anlayışla tanrılaştırılması Hitler Almanyası’nda ve Franco İspanyası’nda farklı anlamlar içerir: Nazi Almanyası’nda ari ırkın üstünlüğüne dayalı ırkçılık ve anti-semitizm (yahudi düşmanlığı) önem kazanır; Franco İspanyası’nda kurumlaşmış geleneksel değerler (ordu, kilise) adına korporatist ruh geliştirir.
Her zaman orta sınıflara ve küçük burjuvalara dayanan faşist rejim önce kendisinin “devrimci”, hatta sömürünün kurbanı diğer toplumsal katmanlardan yana olduğunu söyler, sonra siyasal-askeri güç aracılığıyla (ordu-tek parti) güçlenir ve ardından büyük sermayenin desteğiyle ayakta durur.
Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra İtalya’yı saran bunalım, yarımadadaki karşıtlıkları artırarak İtalyan Birliği’nin sağlam olmadığını gösterdi. Enflasyonun ve savaşın yol açtığı büyük kamu borçlarının yanında geleneksel büyük dengesizlikler, dışa karşı ticari bağımlılık, sanayileşmiş Kuzey ile tarımsal yapının egemen olduğu Mezzogiorno arasındaki karşıtlık İtalya’yı, orta sınıfların yoksullaşmasına ve benzer birçok soruna neden olan zor bir iktisadi duruma soktu. Ayrıca İtalyanlar, Müttefikler’in toprak verme vaatlerini tutamamalarından da düş kırıklığına uğramışlardı. Bu duygu İtalyan milliyetçiliğinin canlanmasına yol açtı. Öte yandan, toplumsal karışıklıklar artarken italyan hükümetleri halkın beklentilerini karşılayamadı. Bu bunalım ortamında faşizm, hükümet istikrarsızlığından ve sol içi bölünmelerden yararlandı.
1915′te İtalya’nın savaşa girmesinden yana olan Otoriter Devrim Hareketi Partisi’ni kuran eski sosyalist Mussolini 23 Mart 1919′da, Siyah gömlekliler’e dönüştürdü. Temelde pragmatik olan faşist program hem sağa hem de sola saldırdı. Başlangıçta zorluklarla karşılaştılar. Yalnızca otuz kadar fasci vardı. 1919 seçimlerinde tek bir milletvekili bile çıkaramadılar. 1920 yazındaki büyük grevler sırasında hükümetin hareketsiz kalmasını fırsat bilen faşistler gönüllü birlikler kurdular, büyük toprak sahipleri ve İtalyan Sanayicileri Konfederasyonu tarafından desteklenen bu birlikler grevci işçilere karşı şiddetli saldırılara girişti. Cezalandırma baskınları öncelikle köylü militanlara, kırsal kesimdeki belediyelere ve kooperatiflere, sonra da işçi sendikalarına yönelmişti. Sosyalistleri öldüren faşistlere ne polis ne de adliye müdahale etmişti. Buna karşılık sendika yöneticileri gerçek bir işçi devrimini başlatmaktan kaçınırlarken bunalımdan etkilenen işçi hareketi de zayıfladı.