Bildirmen

Ütopya

Yazan: Yönetmen | Tarih:

Ütopya, bireylerin beyinlerinde tasarladıkları ideal devlet ve toplum düzenidir. İnsanlık tarihi boyunca mistiklerden sosyal bilimcilere kadar uzanan çizgide, üretilen düşüncelerde mükemmel bir toplum, yani bir ütopya yaratmak amaçlanmıştır. Mükemmel; ideal bir toplum kurma düşüncesi bazen dinsel bir olguya dayalı olarak bazende bu mükemmelik arayış; içinde sosyal, siyasal, ekonomik ve eğitimsel kurumları bir arada bulunduran bir kompleks bir toplumsal yapı oluşturmak şeklinde kendini göstermiştir. Robert Owen, Charles Fourier ve Etienne Cabet gibi düşünürler eserlerinde ütopya kavramını açıklamışlardır. Ütopya sözcüğü, Yunanca’da “hiçbir yerde” anlamına gelen bir sözcükten türetilmiştir.

Ütopik düşüncedeki insan kavramı insan doğasının “iyi” olduğuna ilişkin kabulden kaynaklanmıştır. Ütopiklere göre insanların doğal karakterleri biçimlendirilebilmektedir. Ütopiklerin insan kavramına ilişkin kabulleri insanı doğuştan zayıf, sapkın eğilimlerde bir varlık olduğunu iddia eden konservatiflerin düşüncesinden kesin olarak ayrılmaktadır.

Ütopikler genellikle, aile içindeki ilişkilerde meydana gelen bir değişmenin kadınları ve çocukları özgürleştireceğine inanmışlardır. Geleneksel aile ilişkilerinde ve bağlarında eşya, mal mülk gibi ekonomik belirleyiciler asıldır ve kadınlar ikinci statüde boyun eğen birey konumundadırlar. Oysa ütopik düzende evlilik; mala, mülke değil sevgiye dayanmaktadır.

Ütopik düşüncelerin çoğunda çocuklar üzerindeki aile otoritesi de reddedilmiş, çocukların üzerindeki atoritenin aileden ziyade toplum tarafından uygulanmasına önem verilmiştir. Ütopikler genellikle kadın haklarını ve cinsler arasındaki eşitliği savunmuşlardır. Kadınlara eşit eğitim fırsatları tanınması onların toplum içinde olabildiğince yükselmelerini teşvik edecektir. Foruier ve Owen gibi ütopik kuramcılar, toplumda kadınların oynayacakları rolleri belirleyen geleneksel eğitim anlayışını değiştirmişlerdir. Ütopyalar, istenilen ütopyalar ve istenilmeyen ütopyalar (korku ütopyaları) olarak ikiye ayrılır.

İstenilen Ütopyalar

Platon’un İdeal Devleti

Platon, felsefesinde kavramların en üstüne “ideal devlet” i koymuştur. İdeal devlet anlayışına göre, insan doğal amacı olan mutluluğa, ancak devletle ulaşabilir. Devletin en önemli işlevi, yurttaşlara erdemli bir yaşayışı sağlamaktır. Böylece bireyler devletle kaynaşacak ve bütünleşecektir. Platon’a göre iki şey insanı işe yaramaz duruma getirir: Zenginlik ve yoksulluk. Platon, yoksulluğun insanlarda düzeni değiştirme eğilimini artıracağını; zenginliğin ise insanları tembelleştireceğini bu edenle ikisi arasında dengenin sağlanması gerektiğini savunur.

Farabi’nin Erdemli Toplumu

Farabi, “Erdemli Toplum” adlı eserinde erdemli bir toplumun erdemli, bilgili yöneticiler eliyle oluşturulabileceğini ileri sürer. İslam dünyasında ilk kez Farabi’nin düşünceleriyle siyaset felsefesinin temeli atılmıştır. Farabi’ye göre, erdemli yöneticilerin yönettiği bir toplumda insanlar Tanrı inancını içinde hissederek, birbirini severek, dayanışma içinde yaşayacaklardır.

İnsanların mutlu olmasını sağlayacak bir toplumun özelliklerini belirleyen Farabi, bir yandan da evrensel sevgi ve barıştan söz etmiştir. Ona göre, evrendeki insanlar arasındaki barışın ön koşulu, tüm sınırların kalkması ve herkesin istediği yerde yaşamasıdır.

Thomas More’un Ütopyası

Thomas More’un “Ütopya” adlı eseri, erdem ve eşitlik temeline dayalı bir ortak yaşam düşüncesinden doğmuştur. Platon’un “İdeal Devlet” inden etkilemiş olan Thomas More’un ütopyası, yurttaşlarının mutluluğunu sağlamak amacıyla tüm toplumsal sorunlar ve yaşamın ayrıntılarıyla ilgilenir ve bunları etraflıca düzenler. Thomas More’un ütopyası herkesin eşit olduğu sınıfsız bir toplum tasarlar.

Tommaso Campanella’nın Ütopyası

“Güneş Ülkesi” adlı eserinde ütopik devletini anlatır. Hint Okyanusu’nda bir ada olan Güneş Ülkesi’ni “büyük metafizikçi” adı verilen bir filozof-rahip yönetir. Yönetim işinde kendisine güvenlik bakanı Pon, din işlerinden sorumlu bakan Sin, aşk ve sağlık işlerinden sorumlu bakan Mor yardımcı olmaktadır.

İstenilmeyen Ütopyalar

Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı

Huxley, eserinde bilimsel ilerlemenin ulaştığı sonuçların dizginlenemez yıkıcılığını, özellikle Batı dünyasında yaşamı şekillendiren bilimsel ve teknik sürecin geldiği noktada nasıl bir toplumsal manzara oluşacağını, ortaya çıkacak yabancılaşma olgusunu gösteremeye çalışır.

Cesur Yeni Dünya’da teknolojik ve bilimsel gelişme doruk noktasındaıdır. Yolculuklar roketlerle yapılır, tüp bebek yoluyla istenilen sayıda ve nitelikle insan üretilir. Bunlar içinde zeka düzeyi düşük olanlara epsilon denir ve bunlar her türlü işte çalıştırılırlar. İnsanlar hastalanmaz ve yaşlanmazlar, ölüm korkusunu yenmişlerdir. Kendilerini kötü hissettikleri zaman içtikleri soma denilen ilaçla problemlerini çözerler. Aile kavramıyla birlikte ahlaki değerlerin de olmadığı Yeni Dünya’da öüzelere, tarihi eserlere ve kitaplara yer yoktur.

George Orwell’ın Ütopyası

George Orwell “1984″ adlı yapıtında televizyon programlarıyla propagandası yapılan totaliter bir toplum portresi çizmiştir. Eserde her bir ferdin yaşadığı odada bir televizyon ekranı bulunmakta ve bu şekilde fert sürekli olarak propaganda akışına maruz bırakılmaktadır. Çünkü amaç, fertleri propaganda yolu ile sürekli olarak uyuşturmaktır.

Orwell’ın ütopyasında üç devlet vardır. Bunlar; Amerika, İngiltere ve Batı Avrupa devletlerinden oluşan Ocania, Rusya ve Doğu Avrupa devletlerinden oluşan Eurasia, Çin ve Japonya devletlerinden oluşan Eastasia devletleridir. Bu devletler siyasi ve ekonomik güç bakımından eşit oldukları için savaşı göze alamazlar ama aralarında hep soğuk savaş vardır. Her devlet kendi i.inde totaliter bir yönetim ve baskı mekanizması oluşturmuştur. Halka yoğun bir sansür uygulanır, casusluk sistemş vardır ve düşünmeleri, sorgulamaları yasaklanmış olan kişiler adeta birer robot haline getirilmişlerdir.

Bu Yazıya Yorum Yapabilirsiniz

© 2008-2010 Bildirmen